Kol Gücü Genetik Mi? Bir Genç Yetişkinin Hikayesi
Günlerden bir gün, Kayseri’nin sokaklarında
Bugün yine o sabahı hatırlıyorum. Kayseri’nin o sert rüzgârı, sabah saatlerinde soğuk ama içimi ısıtacak kadar cana yakın. Bazen beni bu şehirde yalnız hissettiren ama çoğu zaman da bir yere ait olmanın, bir yerin parçası olmanın sıcaklığını veren bir özellik var. O sabah, evden çıktığımda sol elimin bileğindeki acı hafifçe canlandı. Neredeyse her sabah, her adımda o acıyı hissediyorum. Ancak o gün bir farklılık vardı. O acı, benimle ilgili düşündürmeye başlamıştı: Kol gücü genetik mi? Bunu sorarken, içimde bir kırılma noktası vardı.
Bir Günlüğüm, Bir Geri Dönüşüm
Gece yatağımda dönerken yazdım, her zaman olduğu gibi. Ama bu sefer hislerim farklıydı. Kolum, vücudum ve içimdeki değişim arasında bir bağlantı kurmaya çalışıyordum. Bir an düşünüp kendimi sorguladım. Ne zaman bir şey taşısam, ne zaman bir şey yapmaya kalksam, bedenim bana karşı bir itirazda bulunur gibi hissediyorum. Küçük bir adım, çok derin bir soru bıraktı içimde. O gece, eski bir defterimi açtım, yıllar önce yazdığım sayfalarla karşılaştım.
Yazılarımı okurken, küçük bir anekdot dikkatimi çekti. “Genetik mi, güç mü?” Bu cümleyle başlıyordu. O zamanlar vücudumu tam anlamıştım. Bugün de hala anlamaya çalışıyorum. Kol gücümün zayıf olduğuna dair yazdığım bir sayfa vardı. O an, vücudumun bir parçası olmaktan öte, sadece bedenimi hissetmeye çalıştım. Zayıf bir kol, kırılgan hisler, düşünceler… Yani genetik mi?
Babamın Gücü, Benim Güçsüzlüğüm
Annem, babam ve ben, üç kişi olarak Kayseri’nin bir köyünde yaşıyorduk. Babam kasabalıydı, her zaman güçlüydü. Onun gücü benim için bir efsaneydi. Ağaçları keserken, büyük taşları kaldırırken, her türlü fiziksel işte bana meydan okurdu. Babamın gözlerindeki o kararlılık, kendine güveni, her zaman onu ilham kaynağım yapmıştı. Ama ben? Her zaman, ne zaman fiziksel bir şeyle karşı karşıya kalsam, sanki gücüm eksikti.
Bunu yıllarca düşündüm, babamın güçlü ellerinin ardında ne vardı? Gerçekten genetik bir miras mıydı? Bazen işin içine hisler de karışıyordu. Çünkü babam güçlüydü, ama ben ne kadar kendimi denesem de, o güce sahip olamıyordum. Benim kolum hep zayıf kaldı, daha çabuk yoruldum, elimi kaldırmam bile bazen zor oldu. O günden sonra, her defasında bir şey kaldırmaya çalışırken bu soruyu kendime sordum: Kol gücü genetik mi?
Bir Yolculuk Başlıyor
Zamanla, babamın güçlü ellerinin ardındaki o doğal gücü anlamaya başladım. Belki de kol gücü, sadece kaslar ve kemikler değil, o güç içinde bir çeşit inançtı, bir azim. O an hissettim ki, güç sadece fiziksel değil, ruhsal bir şey. Eğer bir şeye inanırsan, ona ulaşmanın yolu açılır. Benim de bu gücü bulmam gerekiyordu, sadece fiziksel değil, içsel bir güç.
Bir sabah, babamın eski halter setini buldum. Bir zamanlar beni izlediği, heyecanla “Yapabilirsin!” dediği o halterler… Kollarımın güçsüz olduğunu düşündüğüm her an, onlara bakarak kendimi tekrar test ettim. İlk birkaç denemem hayal kırıklığıydı. Ama sonra, o küçük zaferleri fark ettim. Gücün aslında genetik değil, bir yere kadar sadece çalışmakla ve kendini tanımakla ilgili olduğunu fark ettim.
Hayal Kırıklığından Umuda
Bugün hala o eski halter setini kullanarak spor yapıyorum. Kol gücüm hala eski halim gibi değil ama her gün biraz daha güçlü hissediyorum. Şimdi, o kol gücünün genetik değil, ruhsal bir şey olduğunu kabul ediyorum. Babamın o güçlü elleri bana yalnızca ilham verdi. Gerçek güç, inançla geliyor.
Hikâyemin sonu mu? Aslında yeni başlıyor. Kol gücümün fiziksel sınırları olsa da, içsel gücüm her geçen gün daha da artıyor. Belki de bu hayatımın gerçek keşfi. Kol gücünün genetik olmadığı, ama azimle geliştirilebileceği bir dünya var. Ve ben her gün bu dünyada yeni bir adım atıyorum.
Bir Günlük Daha
Ve işte o an, son kez defterime şu satırı yazdım: “Kol gücü, sadece genetik değil, içsel bir mücadele.” Belki de bu mücadele, yaşadıklarımızın anlamını bir şekilde ortaya koyuyor. Kol gücü, belki de yalnızca bir başlangıç. Ve her şey, kendini bulmakla ilgili.