İçeriğe geç

Yüksek şiddetli seslere ne denir ?

Yüksek Şiddetli Seslere Ne Denir? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından İnceleme

Yüksek ses, genellikle çevremizdeki hemen her durumda karşılaştığımız, bazen dikkatimizi çeken, bazen de bizi rahatsız eden bir olgudur. Ama yüksek sesin, yalnızca gürültü ya da dikkat çekici bir şey olduğunu söylemek, çok yüzeysel bir değerlendirme olur. Özellikle toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet perspektifinden bakıldığında, bu yüksek sesin farklı gruplar üzerinde nasıl bir etki yaratığını anlamak çok daha karmaşık ve derin bir meseleye dönüşüyor. Ben de İstanbul’da yaşayan, bir sivil toplum kuruluşunda çalışan bir birey olarak, sokakta, toplu taşımada, iş yerinde gözlemlediğim sahnelerden hareketle, bu soruya cevap aramaya çalışacağım.

Yüksek Şiddetli Sesler: Sosyal ve Psikolojik Bir Yük

İçinde bulunduğumuz şehir hayatı, çoğu zaman gürültüyle şekilleniyor. İstanbul’un yoğun trafik sesi, megafonla yapılan duyurular, şehrin gürültülü atmosferi… Bir yanda gürültüden şikâyet eden, diğer yanda bu gürültüye alışan insanlar var. Ancak burada sesin şiddeti ve türü kadar, kimlerin bu seslerden nasıl etkilendiği de önemli.

Sokakta yürürken, bazen bir çocuğun yüksek sesle bağırdığını duyabiliyoruz. Bu ses, genellikle çevredeki insanlar tarafından görmezden gelinir ya da sabırla geçmesi beklenir. Çoğu zaman kimse buna tepki vermez. Fakat, bir kadın veya bir erkek, aynı şekilde yüksek sesle bağırdığında tepkiler farklı olabilir. Kadınların yüksek sesle konuşmalarına, özellikle kamusal alanlarda, bazen hoş karşılanmaz. Bu, toplumsal cinsiyet normlarının bir yansımasıdır. Kadınların “gürültücü” olarak görülmesi, onları toplumda genellikle daha “sözlü” ve “duygusal” olarak tanımlar. Oysa erkekler, yüksek sesle konuştuğunda ya da bağırdığında, bu ses daha çok “otoriter” veya “güçlü” olarak algılanır. Bu farklı algılar, toplumsal cinsiyetin, yüksek ses gibi basit bir olgunun bile nasıl farklı şekilde tecrübe edildiğini gösterir.

Yüksek Sesin Gücü: Toplumda Hangi Gruplar Daha Fazla Etkileniyor?

Yüksek şiddetli seslere maruz kalan, bu seslerin etkisini farklı şekilde hisseden bir diğer grup ise engelli bireyler. Örneğin, işitme engelli bir kişi için, çevresindeki yüksek sesler, dış dünya ile bağlantıyı kaybetmeye yol açabilir. İstanbul’un her köşesinde, özellikle toplu taşıma araçlarında, yüksek sesler insanları hem fiziksel hem de duygusal olarak yoruyor. Ama işitme engelli bireyler için bu sesler, bir anlamda dünyayı daha da izole eden bir engel haline gelebilir. Yüksek sesin onlar için ne denli önemli bir engel teşkil ettiğini gözlemlemek, toplumda sesin erişilebilirlik anlamında daha fazla tartışılması gerektiğini gösteriyor.

Bir başka örnek, işyerlerinde yüksek sesle konuşan bireylerin oluşturduğu durumdur. Genellikle, ofislerde yapılan gürültülü sohbetler veya telefon görüşmeleri, bazen ofisin geri kalanını rahatsız eder. Ama bu rahatsızlık çoğu zaman göz ardı edilir ya da “herkesin iş yaptığı ortam” olarak geçiştirilir. Ancak, sesin yarattığı rahatsızlık, iş yerlerinde birden fazla kesim için farklı şekillerde tezahür eder. Kadın çalışanlar, genellikle bu tür yüksek sesli ortamlar için daha fazla şikâyetçi olurlar. Bu durum, daha az görünür olan, sesin etkiyi kimler üzerinde daha fazla yarattığını da ortaya koyuyor.

Yüksek Sesin Psikolojik ve Sosyal Yükü

Bütün bu gözlemler, yüksek şiddetli seslerin yalnızca fizikselliği değil, aynı zamanda psikolojik etkileri üzerine de düşünmemizi sağlıyor. Şehirdeki gürültü, zaman zaman bir beyaz gürültüye dönüşüp insanları uyarıcı bir hale sokar. Bu da özellikle stresli ya da gergin bir durumda olan insanlar için daha fazla kaygı yaratabilir. Örneğin, toplu taşımada sabahın erken saatlerinde kalabalığın içinde sıkışan bir kişi için bir ses patlaması, yalnızca fiziksel olarak rahatsız edici değildir; bu durum bir başka gerilimi tetikleyebilir. Toplumsal cinsiyet rollerinin de etkisiyle, kadınların bu tür gürültülere karşı daha fazla stres yaşadığını gözlemlemek mümkündür. Kadınlar, kamusal alanda, her zaman kendilerini daha dikkatli ve sakin tutmak zorunda hissedebilirler. Yüksek sesler ise onları daha fazla tedirgin edebilir. Erkekler ise toplumsal normlar gereği, gürültüye daha dayanıklı ya da daha az duyarlı olabilirler.

Buna bir başka örnek vermek gerekirse, evde çocukları olan bir kadının yaşadığı yüksek sesle ilgili sıkıntılar üzerine düşünelim. Çocuklar bazen o kadar yüksek sesle bağırabilir ki, kadın için bu ses bir tür baskı, bir yük haline gelebilir. Ancak, bu durum erkekler için aynı şekilde hissedilmeyebilir. Kadınların toplumsal olarak daha fazla içe dönük ve sakin olmaları beklenirken, erkeklerden daha fazla ses çıkaran, daha aktif olmaları beklenir. Bu durum da yüksek şiddetli seslere karşı gösterilen tepkilerin nasıl cinsiyet rollerine dayandığını açıkça gösteriyor.

Sosyal Adalet ve Yüksek Şiddetli Sesler

Yüksek ses, sadece rahatsız edici bir gürültü kaynağı değildir. Aynı zamanda, kamusal alanın yönetilmesi, toplumsal adaletin sağlanması ve herkesin eşit bir şekilde sesini duyurabilmesi açısından önemli bir konuya dönüşebilir. Engelli bireylerin ve azınlık gruplarının yüksek sesle ilgili yaşadıkları sıkıntılar, bu sorunun daha geniş sosyal adalet meselelerine nasıl dönüştüğünü gösteriyor. Sesin şiddeti, bazı kesimler için hem duygusal hem de fiziksel bir engel haline gelebilirken, bazı gruplar ise bu gürültüyle sistematik olarak baş etmek zorunda kalır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve sosyal adalet anlayışını birleştirdiğimizde, yüksek şiddetli seslerin aslında bir “ses eşitsizliği” yaratabileceğini görmek mümkün. Kadınların, LGBTİ+ bireylerin, engelli bireylerin ya da göçmenlerin, seslerinin duyulması ve değer bulması, bazen bu tür yüksek seslere karşı gösterdikleri dayanıklılıkla da ölçülür. Toplumda sesin, kimin sesi olduğuna ve kimlerin seslerinin bastırıldığına dikkat etmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Sonuç: Ses ve Adaletin Harmanı

Yüksek şiddetli seslere ne denir sorusu, yalnızca bir gürültü sorunu değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet bağlamında çok daha büyük bir meseledir. Ses, sadece duyulabilir bir frekans değil, aynı zamanda toplumsal yapıları, güç ilişkilerini ve eşitsizlikleri yansıtan bir göstergedir. Herkesin sesini duyurabildiği, herkesin bu seslere eşit şekilde tepki verebildiği bir toplumda, gürültüden bahsetmek de, sesin kendisinden bahsetmek kadar önemli hale gelir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

mecidiyeköy escort
Sitemap
403 Forbidden

403

Forbidden

Access to this resource on the server is denied!